Sivil Toplum Kuruluşları ile işbirliği

Kim daha çok sosyal sorumluluk projesi üretiyor?

Son zamanlarda markalar arasında sosyal sorumluluk yapma konusunda kıyasıya bir rekabet olduğunu görüyoruz. Firmalar “ben daha çok iyilik yapıyorum”u göstermeye çalışırken, tüketiciler de “kim daha çok iyilik yapıyor”u takip etmeye çalışıyor. Okutulan çocuklar, dikilen ağaçlar, boyanan binalar, toplanan kitaplar, gıda yardımları… vs. Ajanslar da fark yaratabilmek için “nasıl daha ilginç” bir proje üretilebilir derdinde. Diğer taraftan yaklaşık 150 bin civarı -Türkiye içi- kurumdan oluşan 3. sektör (sivil toplum kuruluşları) ise can hıraş şekilde daha yaşanabilir bir ülke için çalışıyor. Ülkenin aşırı iyilik yapılmasına müsait aşırı kötülük hali ise aslında sosyal sorumluluk projesi üretmek için bulunmaz bir nimet.

Sivil Toplum Kuruluşları ile işbirliği önem kazanıyor.

“Sivil Toplum Kuruluşu” terimi ilk kez 1945 yılında Birleşmiş Milletlerin kuruluşu sırasında telaffuz edilse de insanların ortak amaçlar için bir araya gelmesi yüzyıllardır olagelen bir durum. Başlangıç olarak bu tarihi alırsak, STK’lar tüm dünyada çok çeşitli konularda çalışmaya devam ediyor. Kısıtlı bütçelerle çalışan STK’ların yanında devlet destekli çalışan ve hatta uluslararası bir ağ ile yüksek bütçeler yöneten oluşumlar da  oldukça fazla.  3. sektörün gelişimini daha detaylı incelersek, artan bir ivmeyle günümüzün en büyük değerlerinden biri olduğunu görebiliriz. Bu gerçeklikten hareketle her geçen gün daha fazla özel sektör kurumu Sivil Toplum Kuruluşları ile işbirliği içine giriyor.

Özellikle son 10 yılda ajansların ve marka yöneticilerinin gündemine aldığı sosyal sorumluluk projelerinde Sivil Toplum Kuruluşları ile işbirliği her iki taraf açısından da oldukça önemli bir konu.

Özel Sektörün, 3. Sektöre faydası;

1.

Özel sektör kurumları genellikle kreatif ajanslarla çalışır. Ajanslar ise yaratıcı ve hedefe direk ulaşabilen projeler üretir. Projenin konusu, yaratılması, hedef kitleye ulaşım yolları, medyada tanıtımı ve duyurulması, kaynaklara ulaşımı… gibi konularda özel sektör aktif ve yapıcı bir rol oynar.

2.

Özel sektör kurumu, sosyal sorumluluk kampanyasını bir reklam gideri olarak ele aldığı için projeye hatırı sayılır bir bütçe ayırır. Bu da STK’nın kısıtlı bütçesi için nefes aldırıcı bir kaynak görevi görür.

3.

Özel sektör kurumları projenin hayata geçirilmesinde, hem kendi çalışanlarını hem de tüketicisini gönüllü çalışanlar olarak aktive eder. Dolayısıyla insan kaynağı açısından sıkıntı yaşayan STK’lar büyük bir gönüllü grubuna sahip olur.

4.

Bir proje kapsadığı zaman ve ulaştığı kitle kadar büyüktür. Dolayısıyla, özel sektör kurumunun yıllık veya daha uzun süre ile bir projeyi ele alması sayesinde STK büyük bir projenin sahibi de olmuş olur. Büyük projelere imza atan bir STK ise gelecek projeleri için fon kaynaklarına daha kolay ulaşma iimkanıelde eder.

5.

Özel sektör kurumunun itibarı, STK’nın itibarına değer katar. STK gelecek projeleri için diğer özel sektör kurumları ile daha kolay ilişkiler kurabilir hale gelir. Böylece varlığının ve projelerinin devamlılığı için sağlam bir zemin yaratmış olur.

3. Sektörün, Özel Sektöre faydası; 

1.

STK’nın deneyimi ve bilgi birikimi, özel sektör kurumunun çalıştığı ajansa proje üretme aşamasında alt yapı oluşturur. Olası kısıtlar, oluşabilecek sorunlar… vb konularda daha öngörülü bir proje planının oluşmasını sağlar.

2.

Projenin tanıtımı aşamasında STK’nın networkü ve prestiji daha kolay bir reklam medya planlamasına olanak sağlar. Özellikle ücretsiz reklam kaynakları ve PR konusunda STK’ların geçmişten gelen bağlantıları özel sektör kurumuna daha geniş bir çalışma iimkanısunar.

3.

Özel sektör kurumunun insan kaynağının projelerde görev alması, iş dışı bir etkinlik olması ve psikolojik tatmin sağlaması nedeniyle çalışanlarda motivasyon oluşturur. Şirket kültürünü sağlamlaştırır ve bağlılığı arttırır. Tüketicisini projelerde aktif rol almaya davet eden kurumlar yine marka bağlılığını güçlendirmiş olur. Kurum, tüketicisinin gözünde sadece para kazanmaya çalışan bir yapı olmaktan çıkar ve iyi bir şey yaratmak için işbirliği yapılan bir kişi haline dönüşür.

4.

Uzun soluklu bir proje tüketicilerin gözünde ciddi ve samimi bir algı yaratır. Özellikle de bu uzun soluklu proje bir STK ile birlikte yürütülüyorsa tüketicide “Bu marka, bu işi başarmak için canla başla çalışıyor. Kısa süreli, reklam amaçlı bir çalışma yapmıyor. Kaynaklarını ve zamanını sonuca ulaşmak için seferber etmiş durumda.” algısı oluşturur.

5.

STK’nın itibarı, özel sektör kurumuna değer katar. Kurum, kendi müşterisi olmayan ama işbirliği yapılan STK’yı takip eden/bilen tüketicilere ulaşma imkanı bulur. Kendi ürün/hizmetleri ile iletişim kuramadığı tüketiciler ile temas kurmuş olur.

6.

Sivil Toplum Kuruluşları ile işbirliği yaparak sağlam projeler geliştirebilen özel sektör kurumları, tüm paydaşları açısından artı değer yaratır, rakiplerinden farklılaşır. Bu farklılık markayı kamuoyu tarafından daha bilinir ve tanınır hale getirir. Tüm paydaşlar nezdinde firmanın/markanın algısında olumlu değişiklikler olur. Kurum; geleceğe yönelik daha nitelikli iş gücü tarafından tercih edilir hale gelir, devlet ile farklı bir boyutta ilişki geliştirebilir, tedarikçiler karşısında daha güçlü ve prestijli bir duruşa sahip olur, tüketiciler tarafından daha tercih edilebilir bir marka bilinirliğine kavuşur….vb. Ayrıca sosyal sorumluluk projesi üretme gücü, küreselleşen iş dünyası çerçevesinde de önemlilik arz eder. Örneğin, Avrupa Birliği üyesi ülkeler açısından, ihracat-ithalat yapılacak firmalarda sosyal sorumluluk yapabilirlik gücü tercih sebebidir. Bu da uluslararası arenada rekabet gücü sağlar.

Ahu Yularcı Recelar
İletişim Cini Reklam Ajansı, Kurucu